Arzunun Yarılması ve Araftaki Ölüler: Ölüyorum Galiba…

Toplum, simgesel sistemini her ne kadar, doğaya uyumlu olarak inşa etse de; doğal olarak yaşanan bazı şeyler, toplumun simgesel düzeneklerine ters düştüğünden doğal olanın yadırganması veya kabullenememek üzerinden çeşitli tavır alışlar gerçekleşir. Fakat bunun açıklama şekli ise, o olayın “doğal” olmadığı üzerinedir. Oysa olayın patetikliği, simgesel dizgenin dışında gerçekleşmiş olmasıdır. Doğum öncesinin ve ölüm sonrasının bilinemezliği, “doğumu ve ölümü” toplumun sembolik dağarcığına öyle bir kodlamıştır ki, varlığın iki yaşamsal uzamı olarak kurgulanır. Hayatın uzamı o kadar geniştir ki; doğmadan önceki hayat ve ölümden sonraki hayat, görünmez olsa da, yaşanılan bir insan hayatına büyük etkisi vardır. Hıristiyanlıkta, Müslümanlıkta ve diğer tek tanrılı dinlerde, yeni doğmuş bebek, “tanrının yarattığı bir kul olduğu için onun öncesizliği ya da sonrasızlığı pek mümkün olmayacağından, bebek bir a-prioriye sahip varlık-yaratıktır. Hıristiyanlıkta (ilk günah atfıyla) yeni doğan bebeğin kirli, pis ve günahkar doğması, Müslümanlıkta bebeğin saf, masum ve temiz olarak doğması fikri iki ayrı aprioridir ve ampirist,  maddeci bir anlayışın çok uzağında (biyolojik bir yeni varlık olan bebek anlamı dışında) alımlamalarla, bebek doğumunda farklı ritüeller gerçekleşir. Ve daha sonraki gelişim evrelerinde de benzer bir biçimde günahla doğan çocuğun günaha bulaşmaması için (Hıristiyanlık) veya günahsız bir çocuğun günaha bulaşmaması için (Müslümanlık) “günahkâr bir dünyada” (dünya algısında) mümince yaşaması tüm yaşam boyunca ritüeller ve sembolik değerlerle sürdürülür.

Hayat, biyolojik doğum ve ölümlerle sınırlı değil; onun öncesi ve sonrası gibi metafiziksel uzamı vardır. İnsanlar doğduklarında öteki dünyadan gelir, öldüklerinde öteki dünyaya giderler. Platon’un ve Gazali’nin (ikisi arasında da bir ilişki var) bu görüşü bazı dinsel ve ezoterik açıklamalara kaynaklık etmiş; veya bu bakış açısı ile örtüşmüştür. Platon’un idealar dünyasının nesneler dünyası üzerindeki belirleyiciliği (nesneler dünyasındaki şeylerin, yani bu dünyadaki nesnelerin; biricik olan gerçekler- idealar dünyasındaki gerçek şeylerin birer kopyası, formu olduğu görüşü) mitsel ve dinsel açıklamalarla örtüşür.

İnsanların doğum ve ölümleri, biyolojik olarak bir sırayı izlediğinden, toplumsal yaşam da bu sıraya göre düzenlenmiştir. İnsanlar, her gelişme döneminde ölüm bilgisine göre yaşamlarını düzenler, tasarlar, planlar. (biyolojik olarak geçirilen bebeklik, çocukluk, gençlik, orta yaşlılık, yaşlılık v.s.) . Ölümün belli bir zamanı olmasa da toplumdaki her birey yaşlılık döneminde ölümleri normal karşılar. Anormal olan ise, yaşlılık döneminden önce ölmek yani biyolojik sürecini tamamlayarak yine fiziksel-biyolojik ölüm şeklidir. Toplum tarafından anormal ölümün şekli, biyolojik veya fiziksel olmayan ölümlerdir. Örneğin, doğum esnasında çocuk kaybetmek, trafik kazasında yeni evli çiftin ölümü, hamile kadının intiharı v.s., “normal” ölümün ötesinde bir yerde kodlanmıştır. Korku filmleri genellikle bu tür  ölüm şekillerini konu edinir. Zizek, “zombi” filmleri üzerinden bir inceleme yapar. İncelediği filmlerde konu itibariyle “simgesel ve fiili ölümün arasında kalan ölümler anlatılır. “Ölü kalmak istemeyip yaşayanları tehdit etmek üzere sürekli geri dönen bir kişi fantezisi.” (Zizek, Yamuk Bakmak, 39)

***

Ralph Hemecker’in yönetmenliğini yaptığı “Sarah’a Ulaşmak” filminde bu türden bir ölüm konu edinilmiştir. “Tek yumurta ikizleri olan ve birbirlerine çok benzeyen Erica ve Heather, Sarah (Erica’nın kız çocuğu) ve David (Heather’in erkek çocuğu) adlı çocuklarıyla birlikte mutlu bir şekilde yaşamaktadır. Bu tablo Heather’in David’in bir kaza sonucu hayatını kaybetmesiyle değişir. Zamanla, Sarah’ın davranışları gittikçe garipleşir, kuzeninin (David’in) sesini duyduğunu ve onunla konuştuğunu iddia eder. Sarah, ailesiyle birlikte arabada yolculuk ederken ailesinin geçirecek olduğu kazayı David’in kendisine söylemesiyle, kazayı son anda engeller. Olay gazeteye çıkmadan önce de Sarah, bu olayın resmini çizmiştir. Annesi Erica, Sarah’ın bu tuhaf hareketlerini, David’in ölümünden sonra psikolojisinin bozulmasına bağlar ve Sarah’ın David’la konuştuğunu, kazayı, kendisine onun söylediğini anlatmasına rağmen Erica buna inanmaz. Daha sonra Sarah’ın teyzesi (Erica’nın kardeşi), onlarla yaşamaya başlar ve o Sarah’a inanıyordur. Daha sonra Erica, bir sabah hamile olduğunu, uyandığında üzerindeki kanı gördüğünde gittiği doktordan öğrenecektir.(bir sağlık problemi yaşadığı için) Daha sonra rahatsızlığından dolayı yataktan çıkmaması gereken Erica, kızı Sarah ve kardeşi Heather arasındaki yakınlaşmadan rahatsız olmaktadır. Sarah, Heather’i annesi gibi görmekte, Erica’nın yanından uzaklaşmakta; Heather ise Sarah’a kendi çocuğu gibi davranmakta ve Erica, olanları yatağından seyretmekten başka çaresi yoktur.

Heather birgün Sarah’ı ruh çağıran bir kişiye götürüp, Sarah üzerinden oğlu David ile dialog kurmak ister. Sonra Erica, Heather’in kızını götürdüğü yeri bulduğunda göreceği manzara, artık David’in gerçekten de kızıyla konuştuğuna onu inandırır. Sarah’ın vücudunda David’in ruhu vardır ve Sarah’ın bedeninden David’in ruhunu oradaki adama (ruh çağıran) çıkardıktan sonra, halsizleşmiş Sarah’ı hastaneye götürür. Heather, “Üzgün olduğunu; fakat David’in ölümü kabullenmediğini, diğer dünyaya gitmek yerine, bu dünyaya tekrar dönmek istediğini, bu nedenle de Sarah ile temasa geçtiğini; eğer kendisinin ( kardeşi Erica için söylüyor) karnındaki bebeği hemen doğurmazsa David’in ruhu, Sarah’ı bırakmayacağını; çünkü David’in ruhu, doğacak bebekle birlikte tekrar dünyaya geleceğini söyler. Bunun üzerine ikna olan Erica da, sezeryanla ameliyata alınıp, erken doğumla bebeği dünyaya getirir ve David’in ruhu Sarah’ın bedeninden ayrılarak, yeni doğan bebekle tekrar dünyaya gelir.”

Burada vurgulanan bir dünya değil, dünyalar tasavvurudur. İki ayrı dünya vardır. Ve iki dünya iki ayrı töze sahiptir. Diğer dünyada ölülerin ruhları ya cehennem ateşinde yanıyordur; ya da cennette bütün gün, güneşin altında günleniyordur. Güneş-Ateş farklı niteliğe/varlığa bürünür. Fakat burada patetik-anormal olan şey, iki dünyaya da ait olmamak ve arada-arafta kalmaktır. Toplumun sembolik sisteminde arada kalmak anormal olduğundan; ruhlar orada acı çekiyordur ki David, öldüğünü kabul etmeyen sinirli ve inatçı bir çocuktur.

Ama daha çok Zizek’in de tartıştığı, bu dünyaya ait yaşama isteminin-istencinin tamamlanamaması ve arzunun yarıda kesilmesidir. Korku filmlerinde kurgunun oturduğu yer, yarık arzulardır. Ani ve istemsiz ölümlerle yarılan arzular, arafta ruhlar bırakır ve o ruhlar, yaşamlarını tamamlamak istercesine ölüm fikrini kabullenemez ve dünyadaki yaşayanları tehdit eder. Toplum, simgesel anlatısının dışına çıkan şeyleri dışlama mekanizmasında olumsuz kodlar ve simgesel düzlem dışına iter. Rüyalar, bilinçaltının nesnesiyse, bunlar toplumun nesnesi olan “bilinç-üstüne” (binlice) çıkmaması gerekir. Bilinçaltından çıkarak bilinci şoke eden her türlü imgeselliğe şarkı sembolik dizge, kodlanmamış olan sinyali/imgeyi çıktığı yere geri gönderir.

Written by Ercan Kaygısız

  1. No trackbacks yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: