BUDALA FRAGMANLAR


a.

Toprağın dışından büyüyen dalgaların uğultusu
Gözlerde esrik bir oyunu başlatır ya
Kelimeler değildi işte bu
Kekeme an.
Başkasının ölümü, cellât ben
Kocaman ağızlarıyla gündelik caniler
Şiirin mezarına sızmaya çalışırken
Şatolarından fırlıyor
Kasırga perileri, üç ayaklı demonlar
Ellerinde şaraptan efsunlaşmış sözleriyle
Dans edip
Saf olanı selamlıyorlar,
Tüm serçeler bu yüzden şakıyor güpegündüz
Oynak yılan gövdeleri
Mumyalaşmış cenaze alayları
Tir tir titriyor işte
Bu yüzden

b.

Son haiku dilimde paslanırken
Kopan düğmeleri takip ettim
Boyunca, koridorların
Başımda eski sarhoşluklar
Merhamet dilencisi,
Veremli kız bedenlerini silmek ister
Sokaktan aşağı atlamak,
Omuzlarına pencereleri asıp
Göz deliğinden mayınlamak şehri
Ve sakinleri
Pür telaş ruh haliyle
Radyolar ve t.v ‘ler ilan eder
Bozuk mu bozuk cızırtılarla
Sinek bokları sinmiş, eylem klavuzu
Cemaat bağışlasın, ortalık yerde
Kepaze oluşları
Yorgun sesler başını uzatıyor
Hadi uyumayacak mısın?
Ucunda yürüyüşler mühürlü
Ayaklarınla hayır dersin
Bu gece salyangozlara sözüm var
Mexico City’de Marcos’un caddesinde
Tanıyorum, dedi, seni
Okyanus diliyle konuşsan da
Hiç eskitemeyeceksin suyu
Parmak aralarından sürükleyen rüzgârı
Görüyorum,
Derisi yüzülmüş soluğunla
Bir şeyler anlatıyorsun
Yüz çizgilerinden aşağı inen
Sevimsiz kediler çağı sunar:

Faltaşı mırlama.

I.

Bazı insanlar gittikleri yerleri şenlendirir
Buna karşılaşmaların büyüsü de denebilir.

II.

Bazı insanlar, hep bazısı olarak kalır
Buna ne denir bilinmiyor henüz

III.

Kimi insanlar da, bazı insanların ümüğünü sıkar.

IV.

Kendine yeten insan ne yapar
O da henüz bilinmiyor

V.

Hiçbir işe yaramayan bir insan peki
Bir işe yarar belki

VI.

Aylak insan

Çocuk-insan
Kahkaha-insan.

c.

Neredeyim, diye sorduğun zamanlarda
Başının üzerinde bir çatı
Düşmüştür kırlara doğru
Belki de bir at toynağıyla eziyordur
Çimlere serili
Ipıslak olmalı
Durup düşünmeli bunu
Ne, nerede

d.

Bir köşede öylece unutulmuş
Bir köstekli saat gelir aklına
Hangi bodrum katındaydı kim bilir
Bir kapıda bırakılmış
Bir yolda
Bir otelde
Ne çok şey vardı öyle
Şeyler.

e.

Büyümek istemeyen kimselerdendi
Aniden ortadan kaybolurdu
İz bırakmayı sevmezdi
Her şeyin farkında gibi görünmeyi sever
Hiçbir şeye de dahil olamazdı
O’nu herkes biraz bilirdi işte
Yeryüzünden gökleri arşınlayan
Üzerinde konuşulmaya değmezdi
Sessizlikle geçiştirilecek kadar biriydi

f.

Bezginlere tebelleş olan
Zehir gibi soğuk bir şeyler yayar
Kurutulmuş kan
Deli avına çıkmış
Yarım akıllılar,
İyi bilirler bunu

g.

Bir ömrü bir bakışın terazisine yatırmak
Nice soylu ahlaktan soyunup
Tekinsizliğin paltosuna bürünmek gibi
Mucizelere ihtiyaç kalmadı, işte dil
Uykulara da sızınca bozulacak büyüsü
Kumarbaz düşesler incecik bağırışlarla
Söylenecek, yeni bir şeylerin adımladığı
Üstü çıplak görünümlerin diplerinde
Uğuldayıp duran, tren imgesi
Yürüyor, yürüyor, yürüyor
Adam kendini unutuncaya dek
Çakıl taşlarında.

Written by Mehmet Oruç

 

 

  1. No trackbacks yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: