Archive for the ‘ poem ’ Category

polis özbilinci iktidarın

aynası sırsız

ütülenmiş tümel kafa
halk çocukları kanattığın
kaça sattın bedencanı
damarlarında ihanet akıttığın
polis değer mi onursuz yaşamaya
üniformandan soyunup silahları çıkarttığında bir hiçsin 
hizaya sokamadıkça delirirsin
bir çivi çakıp kazanamazsın aşını jopunu gömsen bir gün toprağa
insan kanı içe içe
vahşileştin tükettin hayat pınarını
görürmüyüz ki bir gün onurunu kazanmak için doğrultursun yalakalık ettiklerine karşı silahı 
domuzluklar tarihi düşsün diye 
saflarımıza katıl kandırıyorlar seni de
kazan aklını yeniden vazgeç polislikten
hatırla sahi kimdin sen
yeniden örgütle benini
yüzleş kendinlen
polis olamaz aklı olan hiç kimse
açlıktan bile kolay ölünmüyor korkma sonra ne yaparım diye
bizim yaptığımızı yaparsın
paran yoksa bile itibarın en geçer akçe
bu kadar ucuza satma tiksinti uyandırma taşıdığın bedencan imkanlara açılan kapılar aslında 
emir kulluğunun ötesinde de hayat var polis elini kana bulama
yüzün yok senin yüzünü yeniden kazan 
sadece etten bir öldürme makinasısın
değersizzz itaat ettiklerin gibi 
soyun yularından katıl özgürlük türküleri söyleyenlerin saflarına
hain olma polis kaldıkça yazgın hainlik
hainler er geç bulur cezasını halklarından kurtul domuzlar ve domuzluklardan.

Written by: Saliha Yazgaç

Reklamlar

Zerdüştʼün öğle güneşi / Zarathustraʼs noon sun

z

Work of Saliha Yazgaç

Şu Hakikat Dedikleri

Untitled, 1973.

Untitled, 1973.

biraz da karanlığa ihtiyacımız var,
kendi içinde bellek
sonsuzluğu da taşır mı acaba?
dokunmaya çalıştıkça yitip giden
mutlak an
her şeyin sıfırlandığı
ufukta belirsizlik titreşirken
bedenlerde kaybolmak istiyor
büyülü bir hızla
moleküler akışta
notalara eşlik eden manzarayla
sarsılmak
işte buydu dünyayla arandaki bağ
şu hakikat dedikleri
kimsenin anlamayacağı
ve senin çok yakınında olan şey
kendi ölümünün bilgisine sahip olmak gibi.

Written by: Mehmet Oruç

Uludere Yollarında Katırlar ve Çocuklar

 

Çocuk ve Allah demişti şair,

Zaman, Çocuklar ve Katırları soruyor şimdi.

Niçin böyle örtmüşler üstümü
Çok muntazam ki bana hüzün verir.
Ağarırken uzak rüzgârlar içinde
Oyuncaklar gibi şehir.
Gözlerim örtük fakat yüzümle görüyorum
Beraber duyuyoruz yavaş ve tenha
Anneciğim, büyüyorum ben şimdi,
Büyüyor göllerde kamış.
Fakat değnekten atım nerde
Kardeşim su versin ona, susamış.

Sahibinin kırbaçladığı At için ağladı şair filozof,
Öyle bir ağlamaktı ki bu geri dönüşü yoktu.
Ama öyle görünüyor ki şimdi asıl mesele neden Nietzsche’nin kırbaçlanan ata ağladığı değildir,
Asıl mesele kırbaçlanan ata ağlayamayabilenlerdir.
Bir katır başı, gövdesi yok, Uludere yollarında

Uludere yollarında bir Turin Atı
Ağlar durur gözleri yaşlı.
Gövdesi yok, Uludere yollarında bir katır başı kalmış geriye parçalanmış gövdeden, bir Turin Atı başı.
Başı katır, gövdesi çocuk, gövdesi çok, çok gövdesi çok, Uludere yollarında bir katır başı, dağılmış bedeni bir Turin Atı, Nietzsche’si yok bir Turin Atı.
Katır bir yana çocuk bir yana
Hatır bir yana gönül bir yana
Uludere yollarında bir katır başı
Kırk katır mı kırk satır mı?
El ele tutuşuk iki çocuk sığınmışlar dam dibine gibi katır dibine
Katır sarınamamış
Kar örtememiş
Örtememiş örtememiş
Uludere yollarında bir katır başı, başı gövdesinden fırlamış kopmuş düşmüş bir yanına yolun bir Turin Atı,
Baş bir yana gövde bir yana
Mazot kokusu sinmiş üstüne
Bir de ayaz
Bir de umut
Hepside çocuk
Hepside el ele yüzyıldır gitmiş gelmişler katırlarla
Yüzyıldır sınır aşmışlar
Yüzyıldır kendi mazotlarını kendileri taşımışlar
Uludere yollarında, bir katır başı, mazot bir yana, çocuk bir yana, katır bir yana
Kanları birbirine karışmış duaları korkuları birbirine karışmış gövdeleri etleri organları birbirine karışmış
Katırlar çocuk çocuklar katır olmuş Uludere yollarında
Uludere yollarında
Kutsalı yok günler
İnsanı yok yerler
Devleti yok birliktelikler
Sınırı kendinden geçitler
Katırlarla çocukların duası olmuş
Uludere yollarında bir katır başı sormuş: Gövdeme ne oldu?
Kimsecikler duymamış katır başını.
Uludere yollarında başsız bir çocuk gövdesi kalkmış ayağa, aranıyormuş: Başım nerede? Başım nerede?
Bir cevap veren bulamamış kendine.
Katır ortalıkta koşturup duran çocuk gövdeye eklemiş başını, katır çocuk, çocuk katır olmuş, görmüşler olup biteni.
Herkes öyle acılıymış ki
Görmemişler ortalıkta şaşkın gezinip duran ne katır başlı çocuğu ne çocuk gövdeli katırı, göremezlermiş çünkü
Dizi dizi dizmişler çocukların parçalanmış bedenlerini
Sınırın sıfır noktasında
Soğuğun sıfır noktasında
Umudun sıfır noktasında
Sınır taşı başında
Zeytin ve ekmek ve çocuk ölüleri ve bir de kayıp kol ve bacaklar ve dağılmış gövdeleri ile katırlar görmüş, çocuk gövdeli katır ve katır başlı çocuk, bir Turin Atı ve bakmışlar bakmışlar:

***

Hâlbuki karın üstünde yalınayak yürüyüp ölmeyenlerdendiniz.
Sonra bir çocuğun, kar, ana, bayrak, dağ dediğini,
Sonra başka bir çocuğun kurt, öğretmen, köy, köpek dediğini,
Bir diğerinin kar, bayrak, dağ, ot, kızak
Buğday, ölmek,
Diğerinin köy, kalem, silgi
Tohum, ağaç, dağ, ekmek, peynir
Yoğurt, kardaş,
Allah, kaya, gök, hedik, dağ, tezek,
Jandarma, keklik, yayla
Ağaç, toprak, koyun dediğini duymuşlar.
Uludere yollarında katır başlı bir çocuk ve çocuk gövdeli katır durdular oracıkta ve hep orada olacaklar artık sınırın sıfır noktasını tutacaklar ve fısıldayacaklar:

Asıl sorun sınırların aşılması değil de neden aşılmadığıdır, neden pek
çoklarının hala sınırları aşmak istememesidir diyecekler.

Written by: Saliha Yazgaç

Yeryüzü neşeli ve kuru bir şekilde çınlar kulaklarında *

ps_prn_614.jpg

Dere yataklarında asırlarca milim milim aşına oyula cilalana cilalana yaslanmışlar birbirlerine büyük boşlukları doldurmuş küçük boşluklara yer açmışlar kalp nedir görünce anladım o kanyonların kalbim kadar büyük taşlarını kaygan yumuşak yumuşak sevilmekten sularla tazecik cıbıl cıbıl bir çocuk ben susuz kanyonda bulmuş mutluluğu sekiyorken kayadan kayaya birlikte hopladık indik çıktık bir kayadan indik çıktık bir kayaya indik çıktık bir ruhtan indik çıktık bir ruha yine de kopup gelmedin bana sen başını yaslasan da koyağıma kopup gelmedin iyi ki de gelmedin istemezdim ama yine de batık bir diken usul usul kanatacak koyağı bilmem neden belki bilmezlikten gelmekten her şey de bilinecek değil ya!

Her şey bilinecek değil madam öyle ya!

 

* Arseny Tarkovsky’in Ayna (Zerkalo, 1975) filminde seslendirilen şiirinin son satırları.

Image:  Louis Schanker (1903-1981)  Circle Image Color woodcut, 1952.

Haiku

Furu ike ya
kawazu tobikomu
mizu no oto *

The old pond
A frog jumped in,
Kerplunk! **

yaşlı bir göl
kurbağanın biri zıpladı içine
Kerplunk! ***

*Matsuo Bashô (1644-1694)
** Allen Ginsberg
*** su sesi anlamında

 

 

Misilleme

 

Ah, siz diyorum

Cemal Süreya
adınızın bir harfini attığınızdan beri
aşk tutan elleriniz
böyle sıcak
böyle diri
bana kalırsa
aşk ikimize göreydi
sonsuzluk boyu tarlalar
saat onikiler
ve serviler
çınar dipleri
terleyen koltuk altı
kıl yutan damak
ve şarabı göbekten içmenin zevki
bir de her durumdan bir mısra süzmenin ezgisi

haberiniz olsun
ben her gece koynuma alıyorum yüreğinizi
öptüğünüz yerlerimden
öpüyorum sizi
birazı memelerimin ülkesi
kalanı hürriyet
sonra
sonrası
Sevda sözleri
Sevda Sözleri

Written by Saliha Yazgaç

Reklamlar