Palas Pandıras -I

Öyle ki, bir hayȃl sisinden an an anımsanandır: uyku vadisinin bir hazan- son batımında AKŞAM; henüz başlama telaşına küsüm-süs DURUŞLARDA ama, işte iki dört yıldız görünüşlerini HAYATLADILAR, işte tam bu anda: hayal – kalp – sisçe;

“ YILDIZLARI SAYMA İŞİ”
NEZAKETLEN MİŞ; “çok” ama, sonsuz çok sürebilir miş bu ama: kayan yıldızlara sonsuzesk DİK-KAT  miş; hadi dikkatinden firarlanıverdi; genellikle değil, bilinemeyen YASACA; “ kayışa yıldız yazgıdır: oluvermiş mi, yıldız yaz KAY
yıldız kış kay; üşüyerek çokçay yıldız bahar kay; menekşelerce, glayörlerce, kasım-kasım patlarca…

yıldız- kay hazan ki; son hazana yağ yağ yağmurdu GAZELLER; beyaz- kırmızı şemsiyesiyle gazel; evet evet gazel VOLTALARDI, İRİS VE İRİS: gazel denizinde hayal- sis- sarıltısıydı, üstelik de SAP-SARI, hem ki hem, son hazan damlardı kanlarımıza; İRİSLE SARARIRDIK: yazgınaja kayınaj’sa da yıldızlar; sürdürmeliymişim SAYMAYI: sanki kotarmıştım da SAYI- SALI SAYI- PAZARI / SAYI- PERŞEMBEYİ DEĞİL;

“ UĞUR – TÜL RENGİM ‘ MOR’ LARIMLA “

Uyku karanlığım yıldız kayış ÇİSİLTİLERİNİ BO-YU-YO-RUM-Kİ; hayal-sisi- bu ve ama : sis- hayallerin kayış çisiltilerini AN AN ANLAMAK! AN AN DURDURMAK NA-MÜMKÜN; morlamak belki.

ANLANABİLİR AMA:
“FIRÇAMI DÜŞÜRDÜM! “  Yıldız yüksekliğinden ilk düşen fırça sen- ol- ma-lı-sın ve LÜTFEN hayata çarpıp: KI-RIL-MA! KAP-KAT KAYBOLUR MUSUN; lütfenesk işte bunun için, gazel ırmaklarına uğra; çok eminim İRİS SANA: kötü düşmemen için “ SU KALBİNİ ÇOKTAN IRMAKLAMIŞTIR!”

II.

UNUTTUN değil mi dünyaya ÇARPMAYI, FIRÇAM ! ama – ben unutmadım, yıldız kayış ÇİSİLERİNİ: HAYALCE MORESK SİSLEMEYİ… Ve umarım işim sonsuzca SÜRERRR ve yıldızlar: KAYINAJ OYUNUNA ASLA KÜSMEZLER; “ daha çok yıldız kaymasını İS-Tİ-YO-RUM TUTKUESK Kİ!”

İŞİM; başka bir şey OL-MA-SIN; hem saat ücreti istemedim, aylık maaşta, yıllık ikramiye’de’ istemiyorum; emeklide olmayacağım; kıdem tazminatı istememeyi isteyebilirim ki! Ama ne çabuk  TAN ZAMANLARINA KIRILDIM Kİ; güneş az sonra TAN-TANASINI BAŞLATACAK ! hayat, kent çatılarını kırmızılatmakta ip- ısrarcı, bulvarlar, caddeler- sokaklar; kuş gözlemce HİSLENMEDE: kalbim; düşen fırçama tılsım tayf ki tosmasın dünyaya / bugün-aya/ yarın yaya- kaya! Heeeeyy bu çok erken sabah anlarında, KELEBEKLER neden ORADA TOP TOP TOPLANIŞLARDA Kİ; kime- kimseye de SORULMAZ Kİ; hem sevmiyorum soru sormayı; sanki hayal- sisim, alaca-bulaca ANLARINDADIR ve KUŞÇA ÜSTTEN BAKIŞILTIMI, kelebek topluntusuna servisledim ki; büfe bacasındayım ama; NEDEN MARTILAR gelip gelip dönüyor; serçelerde gelip- dönüyor.

Ve yerde KARINCALAR SIRA SIRA YASTIK MI taşıyorlar ki; hah şimdi gördüm BİRİ; sırası gelen kelebeğe; İSTEDİĞİ DESENDE bir-iki- üç KAN-ADINA/ KAN-ADLARINA DEĞİL KANATLARINA; MAVİ tonsalda DESEN VURULTUDA ! karınca yastıkları da des-süs-püs desenlenmede!  Giden serçeler ve martılar DÜN; bir nedenle kanatlarını mavi uğura: desenletemeyenler MİŞ; bir serçe, bir martı görüvermeyi/ kop kop KONUŞMAYI ÇOK İSTİYORUM: “ geç kalış kırıltısında, mülteci KANATLAR / kan kan adlar / kanka atlar ve BAKIŞLAR; ve seslerini hepesk DUY-DUM-Kİ !

VE GÜNEŞ; alaca-tan anlarını ve hayal sisimi ŞALCA IŞILTILAYACAK ama rengin maviliğinden eminsin değil mi; evet E-Mİ-NİM ’de-de’ O DESENCİ DE.

PAMBİ: ONU DA ‘ DA-DA’ GÖRDÜM-YA; ŞU hayal sisimde ve kelebek top karmaşasının TOPLU TAYFINDA:
Pambi mas-maviydi!..

 III.

güneş şalına ‘anlar’ kalıştayken, bu hayal-kalp- sisimde DARMA-DAĞLANACAK Bİ-Lİ-YO-RUM! Bir kanat ÇARPIMI UÇUŞ ANLARIM ve ‘ne olur’ güneş: kırk beş saniye GEÇ KALIR MISIN; ne olur; kelebek olup onun mavi lekeli saçlarına KO-NA-YIM ve isterse desenlesin/ de –benlesin VE İSTERSEM saç salınımında DÜŞEREK; kan atım değil, KANADIM KIRILSIN ve “ teşekkür güneş; sekiz saniyen KALDI ! “

VE KIRILAN KANADIMI: MAVİLERKEN gözlerime BAKTI; maviydi hepsi ! ve duydum sismik sesi : “ hep mor-morlantısın mora sen-sonsuzluk sun; kırık kalp kanatlarını ben-maviledim; sen-moru sen evet sen-mutlarsın

güneş DOĞDU ve SİS –HAYAL DAĞILDI ve ÜN-LE-MİN NOKTASINI, SONSUZCA koyamayacağım; sonra, ne/ neler oluştuya dipnottu bilmek nap-na-mümkün; bilinebilen: MOR-mavi bilmece aurasında, o gün doğumu U-YA-NIŞ ve MOR atkımla yatmışım, cebimden taşımsı bir şey çıktı; taş ama daha önce hiç böylesini gör-me-dim; ne ki bu, acabalı, hayrete sürtünüşler, ama ben mavi cırcırı ne zaman taktırdım ki; HA-“TIR-LA-MI-YO-RUM / TA-‘KAM-YON-LA-MI-YORUM-DA’; DA-DA !”

nece ve kimlerce, ne renklerce uykum pasifiklerini sörfledin ki PİRUS; KALKIYORSUN ama ne taşla yatışını, ne de mavi mavi cırcırı anımsıyorsun!? Soru sormayı sevmiyorsun tamam da; çaktırmadan birilerine göster ki TAŞI; onlar ko-nuş-sun ! sıyrılıp gelerek tan zamanına çok ama çok zaman var; şimdi güzelsi bir kahvaltıya odaklanmalı, pazar gazetesi almalı/ ekini unutmadan, kuş sesleri, öyle geç- kalma KEDERİ TAŞIMIYO TAŞIRMIYOR; demek hayat nop-normal naj: BAŞ-LAN-TI-DA; GALİBA!..
IV.    File:Robert Rauschenberg's untitled 'combine', 1963.jpg
HAYAT BAŞLADI YA; at/ kat/ kalbim sokağa tavrında çıkıyordum ki; ev sahibine RASTLADIM: gelecek ay boşalt mı der ki; bir ricam olabilir mi; LEDİ, ben de OLABİLİRLİ bir baş-kaş sallantı; yolum üzerinde çokça eczane VARMIŞ YA; alabilir miy mişim VETİMİSİN!? Hemen eczane çıkmaz mı karşıma, BOŞVER PİRUS, ALIRSIN DÖNÜŞTE! Havayı hisledim, fena bir gün olmazlı umuşlarımla, sokaklar sokaklardayım! Biraz zaman geçti; VE ARŞİVİME ATAÇLANDI YA ŞU “ V” Lİ ŞEY; ilk gördüğüm eczaneye sormaya HEDEFLENDİM! O eczaneye, bu eczaneye SOR YOK; üç sokak paralelde daha geniş/ büyük eczane varmış, onu buldum, sop-sordum ki, “Y’ E,O, K’ E!” TAM ÇIKIP GİDECEĞİM Kİ; kapıda bir KIZ’A ÇARPTIM; bilekliğine bir şey oldu.

“VE PASTEL RENKLİ BİR SÜRÜ BONCUK DAĞIL AN-AN LARI.”

REP-RENKLİLER ve harbi betonekste dağılım, zıp-zıplayım KARMAŞASI; çarpan ben olmasam, dağılmacadaki renkselliğe BİRAZ BAKAR, sonra da basar giderdim; kız bana bakışıltıda ama “hiç” KIZMAYAN; kız evet evet KIZ! Tuhafeskçe sordum:
– Biliyorum, bir özür duruşlamam gereklilik, boncukları TOPLAMAYA VARIM ama bu ZIPLAMA: A-SIR-LAR-CA

EVET SIR-LAR-CA SÜRMESİN!?

written by Parta (Hasan Suda)

images:

I. Robert Rauschenberg, untitled “combine,” 1963.

  1. ‘Dirmit o günden sonra hep sözcüklerden bir yorgana sarındı. Sözcüklerden bir yatağın üstünde uyudu. Sözcüklerden yapılma bir sandalyenin üstünde oturdu. Atiye günleri sayılı binlerce sözcük oldu. Huvat sözcük dolu şişelere baktı. Nuğber sözcük bekledi. Zekiye sözcük ağladı. Seyit bembeyaz takma sözcükten dişleriyle güldü. Mahmut dilini dişlerinin ardına dayayıp sözcük çaldı. Halit sözcükleri duvarlara vurdu. Dirmit ne yana bakacağını, hangi birini yazacağını şaşırdı. O şaşkın dolanıp gezinirken bulutlardan sözcük yağdı. Musluklardan sözcük aktı. Akan sözcük, yağan sözcük, bakan sözcük, susup oturan sözcük, ağız üstü divana kapaklanan sözcük Dirmit’in kafasının içinde bir toplu kargaşaya dönüştü.’ (s. 43, ” Mırıltıdan Dile” , Ev Ödevi içinde, Nurdan Gürbilek, İstanbul: Metis,1999.)

  1. No trackbacks yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: