Where, Nothing.. ( Nereye, Hiç..)

I.

This is my Revolution
I’m goin’ my way
Why can’t you see this is
My Revolution
today.

— Nereye?

— Hiçbir yere

— Orası da bir yer sayılmaz mı?

— Belki de,

— Bilmiyor musun?

— Bilmiyorum.

— Senin için bir Blues çalacağım.

This is my revolution’ı çal bari.

— Pekâlâ,  asi çocuk.

İki serserinin konuşması burada bitiyordu. Karşılıklı gülüşmeler duyulur. Güneş henüz batmak üzeredir. Metropolde garip bir trafik uğultusu. Son kuşlar da kanat çırpmakta. Kediler çoktan çöp bidonlarına üşüşmüşler, çöpçüler gelmeden karınlarını doyurma telaşındalar. Sokak lambaları etrafı aydınlatmaya başlıyor.

II.

— Nereye?

— Devletin olmadığı bir yere,

— Devletin olmadığı bir yer olduğundan emin misin?

— Evet, belki de bilinçaltım olabilir bu, dedi; orada devlet yok işte, öldürdüm O’nu, O beni öldürmeden, diye devam etti.

— Peki, bu ölü devleti nereye gömeceksin,

— Göçebelere teslim edeceğim, onlar neresini uygun bulurlarsa artık.

— Bak işte bunu çok iyi dedin, hay ağzına sağlık.

Meydana bakan bir bankta oturmuş konuşan bu iki yaşlı adamın sesleri, top oynayan çocukların har gürüne karışıyordu. Meydan bu akşam çok kalabalık sayılırdı.

III.

— Nereye diye soracağını biliyorum,

— Cevap ver öyleyse

— Neresi olursa oraya, rastgele Balthasar

— Bence de çok makbul, aylaklığın sonu yok.

— Son diye bir şey yok ki zaten, sonsuz oluşlar var ve nereye gittiğimin bir önemi yok.

—Ya, demek öyle bay filozof.

Sinemadan çıkmış işsiz iki felsefe öğrencisi kendi aralarında böyle konuşmaya devam ederler. Her şey gözlerine sıradan görünmeye başlayacaktır, bir süre sonra. Kelimelerin ne kadar değersiz olduğunu anlayacaklardır.

IV.

Yıl 3000. Milenyum çılgınlığı. Ülkelerde bankalar iflas etmiş, sermaye krizi, yoksulluk ve işsizlik almış başını gitmiştir. Her tarafta genel bir ayaklanma havası vardır. Hong Kong, Sdney, Pekin, Tokyo, Mumbai, Moskova, Tibet, İstanbul,Tahran, Madrid, Paris, Londra, Roma, Addis Ababa, Kahire, Chicago, Mexico City..

Yeni bir yaşam bir adım ötede sayılır. Havada devrim kokusu var. Yoksullar çok öfkeli, şimdiye kadar hep aldatılmışlardı, artık tahammülleri kalmamıştı. Yoksullar çok kalabalıktılar. Yoksullar çok güçlüydüler ilk kez bu defa. Yarım kalmış devrimi tamamlamaya kararlı görünüyorlardı. Tüm dünya metropolleri kaynıyordu. Metropollerin ana meydanlarına rengârenk flamalar asılmıştı. Metrolarda ve Duvarlarda grafitiler, kuru kafalar sistem karşıtı nefretin diyagonal işaretiydiler. Sistem iflas etmişti ve artık kurtuluşu yoktu, ölecekti.

V.

— Nereye?

— Nereye?

— Devrim yapmaya

— Devrim yapmaya.

Kalabalık hep bir ağızdan bağırıyordu. Onları zaptetmek artık imkânsızdı. Herkes ilk ve son defa çıldırmış gibiydi. Gözlerde büyük bir öfke seziliyordu. Şiirsel terörist günler yaşanacağa benziyordu. Az önce kedilerin otlandığı çöp bidonları ateşe tutulmuştu bile.

VI.

Dünya televizyonları canlı yayındaydılar. Tüm dünyanın banliyöleri ayaktaydı. Tüm dünya sevinçten ağlıyordu. Küresel bir devrim olmuştu. Neşeli yoksul çokluk sokaklardaydı. İçlerinden bazıları silahlıydı. Ulusal ordularda destek veriyordu. Finans sermayesinin dev gökdelenlerine tırmanmış yoksullar, hepsini işgal etmişler, sonra sırasıyla cezaevlerini, emniyet müdürlüklerini, valilikleri, bankaları, üniversiteleri, hastaneleri, tren garlarını, hava limanlarını. Devlete ve sermayeye ait olan tüm kurumlar şu an yoksul çokluğun elindeydi. Artık onlar kendi kendilerini yönetebilecekti, hiyerarşi bitmişti, yalanlar bitmişti. Yoksul çocukları artık parasız üniversitelerde okuyabilecekti, ölmelerine ya da ücretli işçilik yapmalarına gerek kalmayacaktı. Kadınlar ev işlerine boğulmuş olarak yaşamaya devam etmeyeceklerdi. Toplumsal kimliklerin bir anlamı kalmıyordu. Ücretli kölelik sistemi bitiyordu. Kamusal bir mutluluk yaşanacağa benziyordu. Şenlik, kahkaha ve kaos günleriydi. Ütopya gerçek olmuştu.

VII.

— Nereye?

— İlk kez yaşadığımı hissetmeye,

— Nasıl yani,

— Devrimden sonraki yaşamı kurmaya, kendi hayatım üzerinde ilk kez konuşmaya başlayacağım, dedi.

— Umarım, sürekli olur bu devrim,

— Bu bizim elimizde, her şey bizim elimizde, istersek yaparız.

— İstersek yaparız, istersek yaparız.

Sokak gösterileri, işgaller ve çatışmalar aylarca sürdü. Ve sonunda isteyip yaptılar. Devlet yenildi, biz kazandık. Şüphesiz çok kolay olmadı, fakat oldu işte. Sonsuz arzu galebe çaldı bir kez daha, burada ve her yerde ve şimdi.

Written by Mehmet Oruç

image: Zao Wou – Ki, 2001, Marlborough Gallery, New York.

  1. No trackbacks yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: