Bir Ürperti İçinden

 

 Konuş içimdeki siyah
Yıprat gündüzün kelimelerini
Asfalta ak karanlık su

Rüya görüyorum o halde varım diye düşündü, hınzır hınzır gülümsedi. O kadar çok rüya görüyordu ki şaşıyordu kendisine. Ama çok da seviyordu rüyalarını ve belki de rüyalarından çok rüya görüyor olmayı. Son zamanlarda kötü rüyalar görüyordu gerçi. Bedeni adeta pelteleşiyordu. Hani şu karabasan dedikleri:

Gözkapaklarını kaldıramıyor, ağzını açamıyor, sanki eti etine yapışmış ve kaygan bir pelteyi kaldırmak istercesine çırpınıyor; fakat pes ediyor. O gece de rüyasında, böyle bir rüyadan uyanmaya çalışırken görüyor kendisini. İçinde ailesinin de olduğu kalabalık bir evde, annesinin, babasının, kardeşlerinin orada olduğunu biliyor.Hadi diyor içinden onlara, görmüyor musunuz halimi, hadi bir dokunsanız, bir dürtüverseniz uyanacağım derken kim olduğunu hatırlayamadığı, içlerinden birinin sarsmasıyla uyandırılıyor.

‘Abla’ dediğini hatırlıyor birisinin, ‘Rüya görüyorsun’

Uyandığında rahat bir nefes aldığını biliyor ama gözlerini kapattığı anda yeniden karabasana düşüyor: Sanki göz kapakları birbirine yapışmış eriyik bir madde; hareket ettirmeye çalıştığında esneyen bir eriyik. Ağzı bütünleşmiş, dudaklar ve damaklar birbirine yapışmış açılmıyor, ses çıkmıyor, birazcık hareket ettirebilmek için verdiği mücadeleden yorgun düşüyor, beziyor.

‘Duymuyor musunuz beni?’ diyor oradakilere, ‘Görmüyor musunuz beni?’

Hadi az daha gayret et, kımıldamaya çalıştığımı bir fark etseler yeter derken bir el, kim ki, annesi mi bilmiyor, uyandırıyor onu. Rüyasındaki bu rüyaya belki beş belki altı belki de daha fazla kez düşüyor o gece. Rüya yakasını bırakmıyor. Son sefer ki uyandırılışını hatırlıyor: kızarak uyandırıyor kız kardeşi onu ve hangi kız kardeşi olduğunu da biliyor. Uyanabilmek için çıkardığı abuk sabuk sesler de kulağında, kardeşi duymuş olmalı bu sesleri:

‘Offf, abla’ diyor, ‘Bu kaçıncı ya, yeter, deli misin nesin?’

Zınk diye gözlerini açıyor, gülmek geliyor içinden, duyduğu laf hoşuna gidiyor: ‘Deli misin nesin?’ Evet, galiba diyor içinden rüyasındaki rüyadan uyandığında. Sonra babasının yumruk yaptığı elini yüzüne doğru yaklaştırdığını görüyor ama vurmak için değil, şaka gibi sanki; tam şaka gibi de değil, hadi yeter artık yat, uyu der gibi.

Kulağında kardeşinin hadi ama deli misin nesin sen sesiyle gerçekten uyanıyor. Uyanıyor ama gözlerini açmasıyla hiç de uyanmak istemediğini duyumsuyor. Tavana doğru bakarken şu karabasanları bir düzene koyabilsem, hep o aralıkta kalabilirim diyor kendisine. Aslında ne uykuda ne uyanık olmak istiyor; ama uyanıklık karabasandan da kötü geliyor ona. Uyanıkken ki uyarımların sertliğinin canını ne çok yaktığını hatırlıyor. Bu düşünceyle suratını buruşturuyor.

İşte bu yüzden betonu sevmiyorum diyor içinden. Mermeri de bu yüzden sevmiyor. Soğuk, ağır ve geçirimsiz malzemeleri sevmiyor. Şimdi hayat da öyle işte katı ve soğuk ve sanki bu soğuk katı onu da aynı katılığa sürüklüyor. Hani bilmese kendisini, kendisine karşı affedici olmasa donup gidecek… Mermer bir heykel gibi taşıyacak vücudunu asfaltın üzerinde, çok arabalı caddelerin arasında, kurumların içinde.

Çoğu, kokusuz ve hantal bir heykel gibi kurumlardan kurumlara dolaşan, kurumlardan kurumlara aracılık etmek için var olanlar gibi, asfaltların sadece taşıyıcılığa indirgendiği caddelerde beton bir blok gibi, bir yok varlık olacak. Tüyleri ürperiyor. Tüylerinin ürperdiğine seviniyor. Ürper tüylerim diyor içinden sevinerek, ürpermeye devam et tüylerim.

‘ Ürperiyorum, o halde varım’ diyor, kâğıdı çiziktirirken.

Written by Saliha Yazgaç

  1. No trackbacks yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: