Devrim İmgesi Üzerine Diyaloglar (Mısır)

 

S:

İsyandan öte sürekli devrim mi diyordu Foucault? İkinci ve üçüncü devrimler de gerekebilir. Gerekir de ve bu iyi bir başlangıç.

M:

Devamı gelir umalım.. T.V ekranlarından devrim heyecanı ne kadar olur Mısır dışında? Bilmiyorum.. Bir imge olarak devrim düşüncesi.. Bir tekil bireyin bedenindeki uyumsuzluğun ya da değişim arzusunun tüm toplumsal bedene yayılması. Burada akla Tarde geliyor, şu bireyin bir toplumdan daha karmaşık olduğu meselesi.

Organik ve yerleşik olan bedenin kendi köklerinden kurtulup hafiflemesi. Başka bir deyişle göçebe bedenlerin devrim talebi. Biraz da Nietzsche’nin deyişiyle bu ilk atılımları ya da coşkuları boşluğa atılan bir oka benzetebiliriz. Başka bir devrim bu boşluğa atılan oku başka bir yere götürecektir. Hedef ve parti programlarından çok eylemsel heyecanların yaşanması daha değerli geliyor bana, bu aşamada.

S:

Elbette, tabiî ki ve bence üstelik devamı gelmese de. Çünkü devam beklentisi var olan anın ya da hali hazırda yaşanmış olanın değerini düşürmek ve gizil olarak bir son(uç) beklentisi içinde olmak demektir: bir mucize beklentisi yani. Ama bu imkânsız içinden çıkılan süreç düşünüldüğünde. Şimdi orada diktatör devrildi ama on yıllarca bir diktatörlükte yaşamış olmanın kalıntıları ve kazıları devam edecek yıllar boyunca ya da birkaç kuşak boyunca. Öyle değil mi?

Geçmiş hemen de geçmiş olmuyor yani. Diğer yandan ama diktatörlüğün devrilmesi olayı, Mısır halkının korku ile yüzleşmesi, cesareti, zincirlerinden koptuğu an ve oradaki pratikler nihilizmin ve kinizmin ele geçirdiği insanlara da cesaret ve güç verdi ve bu coşku uzak diyarlarda bile ruh dalgalanmaları yarattı. Mısır halkı beklide çok uzun yıllar sonrasında ilk defa Mısır halkı oldu, güce geldi, varlığı yeğinleşti, yayıldı hani neredeyse hepimiz Mısır halkıyız, biz de Mısırlıyız diyeceğiz ve böyle zamanlarda gerçektende öyle herhalde bu sevgi işte, bu duyguya sevgi diyoruz. Ne dersin? Böyle olunca televizyon ekranlarından savaş izlemekle televizyon ekranlarından bir halkın bir diktatörü devirmesini izlemek arasında çok fark var sanki… Ne dersin?

M:

Evet, biraz daha aktif bir göz ve beden .. Farklı bir heyecan ve acaba bizim de başımıza böyle bir şey gelir mi diye düşünmek.. Biz ne yapardık diye bir özdeşlik kurma gibi şeyler yaşandı halkın zihninde bir kaç dakikalığına, sıradan hayatlarından ve sıradan gerçeklerden sıyrılıp. Bu da tabii çok önemli bir gelişme sayılır. Tüm her şeyin imgesel karşılıklarıyla değerlendiği bir çağda, devrim imgesi müthiş bir virtüel güç barındırmakta. Deleuze’e başvurursak, devrimci oluştan başka şansımız yok, insan olmanın utancından kurtulmak için.

S:

Spinozaca güç verici bir sevinç. Orada Orta doğuda gelişen, yayılan dalgayı düşünsene Tunus’ da başlayan hareketin bir yayılımı idi Mübarek’in gidişi aynı zamanda… Bana öyle geliyor ki bir kavşaktayız ezilenler, yok sayılanlar olarak. Saflar sıklaşmaya başlıyor yavaş yavaş çünkü bizlere kakalanan hayat müsveddesi meşruiyetini yitiriyor: Son günlerde Avrupa’da yaşanan protestolar, Ortadoğu’da açan çiçek, Amerika’nın şuursuzluğu elbette bu böyle devam edemez.

M:

Evet, görünmeyen bir moleküler gücün sarıp sarmalaması.. Tıpkı sinema ve müzikte olduğu gibi etki açısından.. Gerçek ve tarihi olayların etkisi daha fazla oluyor sanırım.. Gündelik hayatın değişebileceğine dair düşünmek bile, iktidarların devrilebileceğine dair bir şeylerin uyanması.. Bunlar bile önemli bana kalırsa.. Moleküler devrim kavramını kullanabiliriz belki de bu güç dağılımları için..

Félix Guattari’ nin Radyo Alice’ de bunun gibi bir etki uyandırmak için kurulmuştu zaten.. Hayaletler artık aramızda.

Dialogues Mehmet Oruç and Saliha Yazgaç

    • Şule Albayrakoğlu
    • Feb 15th, 2011

    Biz ne ytapardık sorusu beni de bütün o süreç içinde çokça meşgul etti. Ne yapardıkın yanıtını Tahrir Meydanına mübarek’in bindirilmiş kıtaları saldırdığı zaman buldum. Şaka değil 300 kişi öldü o saldırılrda ve halk yerinden kıpırdamadı. Azalmadı. Belki çoğaldı. Kendilerinin özgürlük alanı olan o bölgeyi korumak için özsavunma yapacak şekilde örgütlendi. Oysa Kanlı Pazarda, Kanlı 1 Mayısta biz ne yapmıştık? Yere düşenlerin çoğunun ezilerek öldükleri gözönüne alınırsa, kaçmış olduğumuzu söylememe gerek var mı?

    Gene bir başka nokta daha bunca yıldır bu ülkenin kendini solda sayan bir ferdiyim. Bir kere bile genel grev görmedim. Tahrir meydanındakiler ise, Mubarek’in koltuğu bırakmayacağını açıkladığının ertesi günü kendilerine destek olan bir genel grev gördü. O genel grev olmasa Mubarek koltuğu bırakır mıydı?

    • kitlelerin ruhunu kestirebilmek çok zor tabiiki de.. sadece türkiye deki belli başlı olaylara bakarak geleceği kestirebilmek te çok güç..
      kararlı bir direniş örgütleyerek bu sorunlar aşılır demek de ne kadar doğru olur bilmiyorum.. güzel tespitler yapmışsınız.. teşekkürler.

        • Şule Albayrakoğlu
        • Feb 16th, 2011

        Peki o zaman bir soru daha sorayım. 12 Eylül 1980’den bu yana sürekli kaçmakta olduğumuz gerçeği ile ne zaman yüzleşeceğiz?

      • Ağır bir ritm izliyor gibi görünse de bu gerçeklerle hesaplaşıldığı duygusu taşıyorum. Ya da kafalarda yavaş yavaş geçmiş dönemlere dair belli imajlar ve sorunlar uyanmakta. Karamsarlığa kapılmaya gerek olmadığı kanısındayım. Değişimlerin ritmini ve şimdinin değerini gözden kaçırmadan mikro düzeylerde aktifleşmek gerektiği düşüncesindeyim.

    • Şule Albayrakoğlu
    • Feb 17th, 2011

    Karamsar değilim. Soruyorum. Çünkü bu konuda köklü bir sosyal-psikanaliz yapamadan yarını yaratmak o kadar da olanaklı olamaz gibi geliyor. Şimdi dünden değerli! umarım yarından değersiz olur. Mikro düzeylerdeki aktiflik ise her tutunamayanın yıllardır denediği bir çıkış yolu olsa gerek.

    • evet, oldukça derinlikli analizlerin yapılması yerinde olur. toplumsal yapı ve eğilimleri üzerine iyi gözlemler ve saptamalar yapılmalı belki de.Oldukça karmaşık ve halkın çok kolay manipüle edildiği bir ortamda siyasal mücadelelerin buna uygun yapılanmaları doğru görünüyor. Toplumun etnik ve yoksul kesimlerinin dinsel yönelimleri ve ahlaki değerlerinin göz önüne alınarak yürütüleceği bir sol politika daha kucaklayıcı olacaktır. Mikro düzeylerde aktiflik konusuna gelince, sanırım elimizde ne yapacağımızı , nelere kadir olduğunu bilmediğimiz bir bedenimiz var ve bu bedeni aktifleştirecek siyasetler izlemek dışında bir şansımız olduğuna inanmıyorum.

    • Şule Albayrakoğlu
    • Feb 18th, 2011

    Bedenimizi aktifleştirirken, diğer bedenlere de değebiliyorsak yol alıyoruz demektir.

    Mısır direnişine (sürecin başlangıcı olduğu için devrim diyemiyorum) dönüp, baktığımda o direnişten bende kalan imgelem yalınlık ve akışkanlık oldu. Belki de önümüzdeki dönemlerde böylesi toplumsal hareketler hedeflerini daha kolay bulabilecek.

  1. No trackbacks yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: