Ve ve ve

Bir rüyasını anlatmıştı bir gün:
Çölün ortasında yapayalnız kalmıştı, şehrin ortasına, ordan köye, oradan da dünyanın ortasına düşmüştü, ama etrafında kimse yoktu.
Sadece kıpırtısız nesneler vardı, ama onlarında adlarını bilmiyordu
.”
Annesini anımsadı bunların ortasında.
Neye yarar, faydasız demek istemiyordu..
Uçup gitmek istiyordu. Ama nereye bilmiyordu.
Ah, bilmediği o kadar çok şey vardı ki.
Etrafını sabır ve anlamsızlık sarmıştı.
Zamanını boşa geçirdiğini hissetmek onu kaygılandırıyordu. Belki de, tedirginliği bu yüzdendi.
Zaman boşa geçirilmemeliydi.
Boşa geçirilecek bir zaman yoktu.
Güldü, kahkahayla.
Komik gelmişti bu yaşadıkları ve ona anlatılan bu rüya.
Ortasındaydı, anlamsızdı ve boş bir zamandı.
Şu hayatında arzuladığı bir şeyler var mıydı?
Yapıp etmelerinin sonucunu merak ediyor gibiydi. Yaşamadan yaşayacaklarını bilmek. Belirsizliğe tahammülü yok gibiydi. Kendi denetimi dışında olan şeylerden hoşlanmıyor gibiydi.
O çocuk sesleniyor ona, kendi çocukluğu.
İşte büyüdün’ diyor, ‘istediğin bu değil miydi?
İşte büyüdün, artık neden korkuyorsun?’
Evet anlamıştı.. Büyümek korkutmuştu O’nu. Bu yüzden kimseye dokunamıyordu. Etrafında konuşabileceği kimseleri bulamıyordu. O çocuktu.
Ormana sığınmak, bulutlarla konuşmak, rüzgâra haykırmak rahatlatıyordu O’nu. Bu O’nun farkıydı. Bu fark yüzünden kendine kızamazdı ki. Kimseyi de suçlayamazdı. Olup biten, belki de bitmeyen, hep süren bir şeydi. Her şey böylece sürerken, o da bir kenarda büyümek sancıları çekiyordu. Kendine mırıldanıyordu: ‘ Anlamaya çalışmak boşunaydı. Beklemeliydi. Zaman geçsindi.’
Görkemli bir gösteriyi düşündü sonra, herkes dağılmak üzereydi. Ama o gitmek istemiyordu. Bitsin istemiyordu bu gösteri.
Çocuk gülümsedi O’na. Tuttuğu pankartı gösterdi. Yazılanları seçemiyordu, zaten okusa bile anlayacak durumda değildi. Çözülmüştü işte. Kalabalıklara engel olamıyordu. Tek başına o an bir hiç gibiydi.
Yan yana gelinmesi gerektiğini kavradı sonra.
Çatışmanın lüzumu yoktu. Yan yana gelinmeliydi. Kendi farkını sevinç duyarak yaşayabilmeliydi.
Ve ve ve.
Yargıç olmak istemiyordu, tüm yargıçlardan tiksiniyordu. O’nun gözünde tanrı da bir yargıçtı.
Müziği ve zamanı düşündü. Toprak, altından kayıp gitmişti işte. Büyük bir yolculuktu bu, olduğu yerde oturarak yaptığı.
Hafifliği hissediyordu, yaptığı dansları.
İşte müzik diyordu, güneşi hissetmek, elma ağaçlarını, rüzgarın esneyişini, hışırtıyı .. Çocuğu.
İnsanın bu duyumsamadan sonra, neden bir şeye ihtiyacı kalsındı ki? Neden bir dışarısı arayışı, zaten dışarıda değil miydi? Neden bir içerisi arayışı, zaten içeride değil miydi?
Sürekli kapıya ve saate bakmak istemiyordu.
Gelsindi işte, sezdirmeden.
Zamanı esnetmek diye geçirdi, içinden. Kendine tahammül edebileceğin şekilde yaşamak zamanı.
Kıvırmak zamanı, çekiçle vurmak.
Sarhoşlar zamanı nasıl algılardı acaba? Hiç birinin de umurunda olmazdı hani saatin kaç olduğu.
’Tüm saatlerin canı cehenneme,’ dediklerini duyar gibiydi.
Bir sarhoş ve bir çocuk ya da bir deli için hiçbir önemi yoktu, işte saatlerin.
Çocuk sarhoş olursa, deli de bir çocuk, hepsi de bir beden taşıyorlarken, zamanı unutuyorlardı.
Göçebelerin kaybedecek zamanları vardı, yine delilerin, çocukların ve sarhoşların olduğu gibi.
Sırt üstü uzanıp, bütün bir gün bulutları seyredebilecek miyiz?
Ya da, bütün bir gece, öteki geceyi.
Buna cesareti olan gelsin.
Yeni hayat orada filizlenecek işte, yaşamın kahkahasında, imkansızın imkanında..
Kim bilebilir ki, belki de.

Written by Mehmet Oruç

  1. No trackbacks yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: