O Kayıp Olan

I.

Kayıp bir kitaba ulaşmak adınaydı tüm bu çaba..
Öyle bir şey ki, tüm bir yeryüzü kayıp bir kitap imgesi şeklinde görünüyordu .
Düşüş başlıyordu sonra.
Onsuz rahat bir uyku uyumak ne mümkün.
Gecenin bir yarısı sokakta kendinizi dolaşıyor bulabilirdiniz. Ya da kendi kendinize bir şeyler mırıldanırken. Bu arayış boyunca, gözlerinizde kimseciklerde rastlamadığınız tuhaf bir ışıltıya da rastlayabilirdiniz. O zaman dudaklarınızın kenarında anlamını bilmediğiniz bir gülümseme yayılırdı.. Kendinizi ayrıcalıklı hissederdiniz.
Peki, bu bir ıstırap kaynağı da olabilir miydi aynı zamanda?
Bir tür ilahi uyumsuzluk.
Kimselere anlatamadığınız, tuhaf görünmekten korktuğunuz için sessiz kaldığınız ..
O kitabı ele geçirdiğinizi sandığınızda, tüm o sırların size görüneceğini sanıyordunuz. İçinizi rahatlatan bir şeydi bu. Tüm o iç sıkıntılarından kurtuluyor, kitabın sayfalarında uyuyakalıyordunuz. Bir de gözünüzü açtığınızda, tüm bunların birer düş olması.
Bir rüyanın içinden geçer gibi hissettiğimiz anlar, belki de kendi içimizde olup bitenlere en yakın olduğumuz anlardı.
O kayıp kitaba ulaştığımızı sandığımızda, belki o zaman her şey rastlantı olmaktan çıkardı.
Ondan yayılacak harfler karanlık yerlerimize bizden önce ulaşır; bütün korkular yatışırdı böylece.
Peki, bu kayıp kitap nerede olabilirdi?
Çöl hayvanları bilir belki,
Ya da bir su kuşu,
Olanca hafifliğiyle,
Kendiliğinden açan yıldızlar gibi büyüyor, içimde.
Tüm uzak-yakınlarım,
Yok oluşun ertesi, hiçliğin varlığı
Eser tenimde.. Zamanı yutmak isterdim.
Yüzümün biçimini unutmuş gibi olduğumda.
Kedi başlı kıyametler toplarım pazardan
Biraz da yeraltı cini. Ey Dostoyevski duy beni..Gerçi duymasan da olur.
İşime gelecekti bu durum. Haftalar boyu beni idare edecekti işte.
Sonrası önemli değildi.
O kadar. Ölümü beklemeyi geciktirmek adına.
Gökyüzü söyler mi bana, yağmur tanelerini
İğne deliğinden, iliğime; oradan ruhuma sızacak
Biliyorum, bilmiyorum, der, gibisin
Yalandan da olsa mırıldanmak iyidir.

II.

Evet, bir gün sırrınıza ortak oldum.. Kendi aranızda konuşurken yakaladım sizleri , ey yeryüzü fareleri. Sabah yürüyüşüne çıkarsınız belki benimle..

III.

Yürüyüş sırasında bana fısıldananlardan derlenmiştir:

Su:

Anlam verildi benimle tüm akışlara
Taş seker yüzümden ayakuçlarıma
Issız adaları severim en çok.
Orada sesini kaybetmiş gemicileri.

Toprak:

Taşırım tüm hayat acılarını.
Heyhat!
Sevinç de eksik olmaz hani.
Tanır mısınız beni.
Yağmur sonrası şenlik olur asıl.
Göçebe atlara takılır, ayaklarım
Düşerim geceye kadar
Dans eder benimle, hayaletlerim
Çoğaltır beni sirk cambazları

Gökyüzü:

Başınızın üzerindeyim her daim
Ama dönüp bakana görünür kuşlarım ve bulutlarım
Tan vakti anka, gün batımlarında ikarus
Serseriyim, işte.

Ağaç:

Sarılmadı bir insan bedeni bana
Kaç gecedir
İçimden içime ürpertiler serpilir.
Gölgem de tüm bir yaban düşleri
Kollarımda uyur tatlı yemişler

Su:

Gizem dolu bakışlarımı okyanuslar bilir
Çöllerden geçtim de
Bilge, sonsuz, neşe
O.

Gökyüzü:

Kayıp adreslerin benle başladığı
Burada olabilir mi O kayıp kitap
Bir şeyler aranıp durur ellerim
Bilir bulunamayacağını da

Toprak:

O kitap kokusu bayıltır beni.
Karıncalar çizmeyin yüzümü
İncitmeye yeter beni
Bir papatyanın boynu.

Ağaç:

Çıplak karşınızda uzanırsam
Gece beni seyreder misiniz?
Orman içlerinde, bitmeyen masallarla
Baksanıza
Kurt yeniği ayak parmaklarım
Unutmuş, dokunmayı.

IV

O gün bardaktan boşanırcasına yağmur yağmıştı.
Belki de şeytana uyup sokağa çıkmıştım.
Amaçsızca gezinmelerimden birini daha yapıyordum. Kimsecikler yoktu.
Varolanlarda saçak altlarına sığınmıştı.
Köşeyi döndüm.
Paltomun yakalarını iyice uzattım, şimdi daha iyiydi.
İçimde bir sezgi bir şeyler olacağını söylüyordu.
Neden sonra kütüphane’ye yollandım.
Biraz didindikten sonra nihayet O kitabı buldum.
O kayıp olan kitabı. Önce inanamadım. Bu kadar kolay ele geçirebileceğimi tahmin etmemiştim. Bu işte, bir şeyler ters gidiyor olmalıydı.
Ne pahasına olursa olsun, birden, içimde dayanılmaz bir istek duydum.
Hemen açıp okuma isteği. Önce rastgele bir yerini açıp, kokusunu içime çektim. Dayanılmaz güzellikte bir koku yayıyordu. İtiraf etmeliyim ki başım dönmüştü.
Birden kendimi tekrar sokakta buldum.
Yağmur içine serpiştirirken okumaya çalışıyordum. Sözcükler ıslanınca daha büyülü gelmeye başlamıştı. Giderek okunmaz bir hale geliyordu kitap.
Bu arada kitabın içinden şu isimler fırladı:
“Mizo..chi, Yas…ro Ozu, Kia…tami, Hs… –hsi..n Hou, Ten..z Abu…ze, Be.. Tarr, Dr…er, Pas.lini, Car.x, Reyg..as, Riv..te, Ch..s Mar.er, Sat..jit R.y…”

Ve bana gizemli görüntüler gösterdiler. Büyülenmiştim. Tam bir şölendi.
Ne kadar sürdü bilmiyorum. Bir başka zamanda yaşıyor gibiydim.
Etrafımda olup biten hiçbir şeyi duymuyordum. Taş kesilmiştim adeta.
Bir an gözlerimi bu görüntülerden kaldırıp, boşluğa diktim.
Korkuyordum bir yandan da. Etrafımı çeviren bayağılığa düşmekten.
Aman tanrım, beni eser almıştı bu kayıp kitap ve içindeki görüntüler..
Ötede köpek sesleri duydum. Bununla birlikte kitap giderek kararmaya başladı.
Girdap şeklinde şekiller oluşmaya başlamıştı. Beni yutacaklarından korkmaya başladım.
Kitaptan yayılan mürekkep ellerime, oradan da gözlerime bulaştı.
Korkumda haklı çıkmıştım.
Birdenbire kör olmuştum. Afalladım.
Kaybolmuştum galiba..

V

Yeryüzünün tüm sırları o zaman okundu bana.
O zaman gördüm.

KİRPİ şiir dergisi volume 4
haziran-temmuz 2010

Written by Mehmet Oruç

  1. No trackbacks yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: