Ana ve Oğul

Ana ve Oğul:
Minimalizmin Kıyısında

‘Ruh bir yabansıdır yeryüzünde. Ruhani bir alacakara
Mavi çöker tarumar ormanın üzerine ve uzunca
Çınlar karanlık bir çan köyde; huzura uğurlar.
Sessizce çiçeklenir mersin ağacı, ölünün ak gözkapakları üzerinde’1

Georg Trakl

I

Sokurov’un Ana ve Oğul(Mat i syn,1997) filminde, anne ve oğul arasında olup biten şeyler, tüm bir insanlığı içine alan genel geçer duygulara hitap etmektedir. Bizi birbirimize bağlayan şeylerden en gizemlisi, belki de en kutsalı gibi görünen şey: Sevgi. Bir de bu sevgi, yaşlı ve hasta bir anne’ye karşı olursa, daha şiddetli bir hal almaktadır.

Bir üçleme olarak tasarladığı Ana ve Oğul’daki duygulanımların benzeri haller, üçlemenin ikinci filmi Baba ve Oğul’da (Otets i Syn,2003), Second Circle’da (1990)-Türkiye’de gösterime girmediğinden çevirisi yok – ölen babaya karşı oğulun tavrında; son olarak da Alexandra’da (2007) farklı boyutlarda anlatılmıştır. Kanımca bu diğer filmler, Ana ve Oğul’daki yalınlığın düzeyine erişememiştirler.

Ölmekte olan bir anne ve ona bakan bir oğul üzerinden içimizde gezinen adlandırılamayan duygulara, derinden bir bakış fırlatıyor Sokurov.
Bunu yaparken, olanca saflığıyla karakterlerin nefes alıp verişlerini, doğadaki kıpırtılarla eşanlı gösterebiliyor.

Oğulun yürüyerek ulaştığı bir çayırlıkta, başını hafifçe geriye çevirirken; ötede geçip giden bir trenin sessizliği çınlatmasında olduğu gibi.
Rüzgârın olanca ürpertisiyle estiği boş orman yollarından, filmin karakteri oğul gibi sürükleniyoruz. Bu nedensiz varoluşlarda, bir tür yeryüzüyle bütünleşme arzusu da yatmaktadır. Nereye gittiğimizin bir önemi yok gibi.. Ya da neden sorusunun. Yersiz yurtsuz bir göçebe gibi sürükleniyoruz sadece.

” Die Ros’ist ohn’ warum; Sie blühet weil sie blühet,
Sie acht’ nicht ihrer selbst, fragt nicht, ob man sie siehet.

(Gül niçinsizdir; çiçek açar çünkü çiçek açar,
Kendini umursamaz, görülme arzusu da yoktur.)” 2

II

Yeryüzünün ortasına niçinsiz fırlatılıp atılmış gibidir bu iki karakter.
Biri olmadan diğeri de olamaz. Birbirlerinin varlıklarına tutunarak varolmalarında bir tür çelişki de vardır. Anne ölünce, oğul yapayalnız kalacaktır. Sevgi ve sevilen kişinin yokluğundan duyulacak acı –ötekinin ölümü- tüm film boyunca anlatılmak istenen temel çelişkiyi dillendiriyor. Sevginin ve ölümün birlikte varlığının imkânsızlığı. Ki filmden geçen konuşmalardan birinde,
oğul:

“Neden benim için üzüldüğünü biliyorum. Ama endişelenme,
bu saçmalıktan ibaret. Geride yalnız kalacağımdan korkuyorsun…
Ölmeyeceksin. Ben yanındayım. Beraberiz.” der.

Bu birlikte varolmaya çalışma halinde Levinas’ın tabiriyle: ‘rehin alınma ‘ durumu var gibidir. Oğul, annesi tarafından rehin alınmış gibi durmaktadır. Oğul kendi yaşamının anlamını, annesinin yaşamda olmasına borçludur biraz da. Onun ölümüyle tamamen yalnız kalacağının bilincindedir.
Ki bir yerde:

” Dışarı çıkmayıp insanları görmeyelim biz de o zaman. İnsanlar olmadan yaşayalım.” der.

Gizli arzularından biri de iki kişilik bir var oluş olabilir. Bunun dışında, annesini eve bıraktıktan sonra bir yürüyüşe çıkar. Belki de, uzakta çınlıyan trene yetişme kaygısıyla trene bakar, daha sonra denizde geçip giden teknelere bakar. Tüm bu bakmalarda, baktığı şeylere yetişemeyeceği belli olan birinin ruh hali saklıdır. Garip bir şekilde orman patikalarında yürürken yere kapaklanır, bir ağaca yaslanıp gözyaşı döker. Burada varolandan duyulan dehşete benzer bir şeyler vardır. Kant’ın yüce olarak adlandırdığı duruma işaret etmektedir. Burada tüm bir algısal yapı çökmektedir artık. Bir tür kriz anı. Oğul, gördüğü manzara karşısında, gizil bir güç tarafından esir alınmıştır. Korkulu bir titreyiş duymaktadır.

” …Yüce ise, hayal gücünün kendi sınırıyla karşı karşıya gelişi, dehşete düşmesidir…”

Cézanne bir manzaraya asla bakılamayacağını anlatıyordu. Bir şeye bakıyor-o bir mutlak kaos. Cezanne diyor ki, bu yeryüzünün kaynaması, sarsılıp yıkılması gibi. O anda artık tabloyla aynı şeyimdir ben- …” 3

III

Filmde, gökyüzünde kendilerini hep hatırlatıp duran gri-siyah bulutlar yaklaşmakta olan bir ölümün işareti gibi durmaktadırlar. Tüm bir görsel atmosfer bizi bu yaklaşmakta olan ölüm anına hazırlamaktadır. Bir tablodan sıçramış gibi duran filmin renkleri de, karakterlerin o anlatılamaz içsel boşluklarının ya da kâbuslarının anlatılmasında yardımcı olurlar.

Burada ayrıca insanın tek başına yaşayıp yaşayamayacağı, varlığını ötekinin varlığına borçlu olup olmadığı gibi ontolojik sorunsallar da çıkarsanabilir.
Buna yanıt olarak ‘Cuma ya da Bir Pasifik Arafı’ romanında ana karakter Robinson’un ıssız bir adaya düştükten sonra belirttiği şu düşünceler önemlidir:

”… Görsel yanılsama, serap, sanrı, uyanıkken görülen düş, düş kurma, sayıklama, işitme bozuklukları… Tüm bunlara karşı en emin siper, kardeşimiz, komşumuz, arkadaşımız ya da düşmanımızdır ama birisidir, tanrım, birisi!” 4

Bu romanda da sorulan en can alıcı soru: Başkası yoksa ben var mıyım? sorusudur. Biraz da bunun yanıtını öğrenmek ister gibidir oğul. Ölmekte olan annesini bırakıp gitmesinde bunu öğrenmek isteği vardır. Tek başıma varolabilecek miyim? Belki de, bu yüzden dehşete düşer ve ağlar. Tek başına varolmayacağını kendisi de farkındadır. Bu, filmin başında annesiyle ortak bir dil kurarak belirtikleri kâbusu hatırlatmaktadır:

“Ruhumda barınan tanrı, sadece bilincime tesir ediyor. Asla dış dünyaya açılmıyor, olayların gidişâtına..”

Dış dünyadan bağımsız sadece kendisi için varolan bir tanrıyla yalnız kalma. Dışta olup bitenlere kayıtsız kalıyor olmak, ona bir şekilde etkide bulunamamak, bu yalnızlığı daha da artırmaktadır.

 

IV

Heidegger, Dasein’*in varlık ufkunun anlamını zamansallığa bağlı olarak yorumlar. Bu anlam da karşılığını, varlığın sonlu olması durumunda almaktadır. Ölüme yönelik varlıkta Dasein, kendi ölümünü bir başkasına devredemez. Bu hiç kimsenin olmayan ölümü biricikliği içinde bizzat kendisi deneyimlemek durumundadır. Kucağına alarak yürüyüşe çıkardığı, yanında olmaya çalıştığı annenin ölümünü, oğul ne yaparsa yapsın deneyimleyemeyecektir. Bu çıplak gerçeklik karşısında çaresizdir. En yakınındaki annenin ölümü, ona kendi ölümünü hatırlatır.
Son sahnede annenin elindeki ölü kelebeğin, geçip giden zamana vurgu yapmasının dışında bir anlamı daha bulunmaktadır: Oğul ile annenin ölü bir kelebek üzerinden tekrar yakınlaşması ve anlam kazanması. Anne buharlaşıp ölü bir kelebeğe dönüşmüşken, kendi varlıklarını aşan üçüncü bir şeyde bütünleşirler.. Burada, annenin bedeni ile oğulun bedeni artık işlevsel olmaktan çıkıp, Deleuze’ün deyişiyle bir tür organsız bedene dönüşmüşlerdir. Ölüm karşısında saf yeğinlik, saf akışkanlık noktaları olarak dururlar. Benin bedeni ile öteki beden arasındaki sınır çizgisi belirsizleşip, bir oluş haline gelir. Oğulun son çabası da üfleyerek kelebeğe ruh vermektir. Anne ve oğul, ölüm anında da bir arada olma halini paylaşır gibidirler.
Nasıl ki filmin başında ortak bir rüyayı paylaştılarsa, bunun kadar metafiziksel bir ölüm de paylaşılabilinir.
Oğul, ölü annesine orada tekrar buluşacaklarından söz eder. Varoluşu içersinde tek dayanağından yoksun kaldığı için kendisi de bir an önce sönümlenmek arzusundadır sanki.

Kısaca yalnızlık, sevgi ve ölüm gibi varoluşsal derinliği olan sorular soran bir film. Ne kadar nedensiz olsa ve yanıtsız kalsa da..
Seyircisinden, imkânsız bir göz talep ettiğinden olsa gerek.

Written by Mehmet Oruç

Kaynakça:

* “ Dasein, varlığın anlamının sorgulandığı varlıktır. Bu varlık, kavramsal bir sorgulamanın yapılacağı varlık değil, ontolojik bir sorgulamanın yapılacağı varlıktır.” Heidegger’de Varlık ve Zaman, A. Kadir Çüçen, Asa yayınları, Ocak 2003, s. 40.

1 Martin Heidegger, Şiirde Dil, çev: Kaan H. Ökten, Cogito, sayı: 38, 2004.

2 Frederic De Towarnicki, Anılar Ve Günlükler, Martin Heidegger: sy: 35, çev: Zeynep Durukal: yky yayınları.2002

3 Kant Üzerine Dört Ders, Gilles Deleuze, sy, 98, çev: Ulus Baker, kabalcı yayınları.2007

4 Cuma Ya Da Pasifik Arafı, Michel Tournier, sy:45,çev: Melis Ece, ayrıntı yayınları.1997

(Evrensel Kültür, şubat 2010)

  1. No trackbacks yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: