BOŞLUĞU SOYUNMAK

kimse-iz’e

Kazı bedenini, uyumsuz
Ve uykusuz bırakılan
Sonrasızca.

Aptallara layık kutularda harca kendini
Teninin altında biriken tüm o öfkeyle
Ve hiç kimseye ulaşamayan
Ve hiçbir şeye yaramayan
Belki bir başka sen kurtarabilir
Kemirilmekten ekranın dişleriyle
Evet, sonuna kadar gidiyorsun
Bekleyen bir kıpırtı var
Görünmek istemeyen tüm gözlere
Sadece senin anlayacağın cinsten bir şey
Hiçliğin gölgesinden başka
Ölen bir suyun yanında gömülmek istiyorsun
Kavruk bir yaz sonrası
Unutulmuş..

Yine devam ediyor eller dokunmaya
Biraz çello dök toprağa
Çingenem dans etsin
Son son değildir
Kalbinde gitmeler taşıyan o genç kız
Kafasında duman taşıyan filozof
Ayaklarında uyum
Kollarında dönüşüm
Varacağımız yollar var daha
Beyaz kumsallar
Biraz sararmış et kokusu
Çürümüş düşler
Bozguna uğramış çocuk başlı devler
Yarasalar, bir kertenkele, bir elma
Sanrı ve sıyrıl
Herkese yer var
Babalar topal sayılırsa
Sarı diyafram boşları
Bir gerçeği soyunuyor
Senin o çok korktuğun
Geç kalındı sanki
Şiire ve
Bak atlar koşmuyor artık
Ve hayaletler bile sessiz
Bu bir tükeniş tiradı
İçinde eskil incinmeler taşıyan
Yabancı bir beden lekesi
Baktığın yerlerde

Uçurtmaya takılmış yırtık evler
Oyunbozan uykulardan örme
Nice benzerin var oysa
Uzaklaşmak istediğinde
Sokakta bulursun kendini

Yuvarlan ki
Diplerde asılı kal
Marangozlardan elma şekeri yont
Gölgeni kes ve tart
Ahtapot seslerine kanayan
Dünyalar çekiliyor aşağılara
Düşüş kendi yalancısı
Olur olmaz, yıldırım tozu
Zeki ve çılgın
Adına uyandı kalpler
Pembelikler, lağım kuyusu

Binlercesi delirmiş ekranlar,
Bizden göz ister
Yakamıza yapışmış soyut acı
Artık hükmü yok gerçeğin
Bu bir benlik yitimi
Naylon gösteriler senfonisi
Getto piksellerinde yaşar
Arıları iğfal ederekten

Şimdi raylardan kaşkol yaparsın
Perendeler, lotus çiçeği
Erken gelen akşam
Birde, istasyon yolcuları
Çakıl taşlarına gömülü tavşan
Belki başından büyük laflar edecek
Biraz da hakkı var buna
Yüzler diyordu önemli bir durak
Çizgiler ve dudaklar boyunca
Sere serpe dans eden
Kırılan yağmur sesleri
Eşlik edecek buna
Bir de pencere pervazındaki kadın
Derin kuyulardayken herkes
Eprimiş çan kulesi
Kendi göz çukurlarına çekilmiş
Çıplak dokunuşları
Neşesiz palyaçolarını bekletecek
Hazır ol küstahlığında..
Son senfoni de yarım ağız.
Hala üşüyüp durur
Kendini kucaklayacak zenci kelebeğine..
Mumyanın yasını tutacak olan
Biraz sabredin diyor
Sırmalı aynasında
Herkese unuttuğu kendini
Geri getirecek..

Written by Mehmet Oruç

  1. No trackbacks yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: